|
 |
1701 yılında krallık olan Berlin, 1871 yılında imparatorluğun başkenti oldu. İkinci Dünya Savaşı'nın sonunda ise kentin farklı ülkeler tarafından devralınması nedeni ile Berlin "başkent" ünvanını Bonn'a bıraktı. Farklı milletlerin krallıklarına ev sahipliği yapmış bir bölgeden Berlin'in Avrupa'nın en kozmopolit kenti olarak sivrilmesi doğal karşılanmalı. % 15'inden fazlası yabancı olan ve bunun yanında kalan % 85'in önemli bir bölümünü farklı millet ve kültürlere sahip bireylerin oluşturduğu başkent halkı, kültürel füzyon ve çeşitliliği kente kazandırıyor.
Berlin 1990 yılında tekrar başkent olduktan sonra sadece Almanya içinde değil uluslar arası arenada da oldukça zorlu bir görevi üstlenmiş oldu. Böylece Berlin'in başkent olması ile beraber eyaletler ve bölgeler için global ve tüm kanallara açık bir pazar oluştu. Uluslararası siyasi ilişkiler, ekonomi ve kurumlar açısından kent en çabuk iletişim kanallarını sunar duruma geldi. Büyük Alman şirketleri siyasetin merkezinde yer alabilmek için Berlin'de en azından bir temsilcilik açmayı uygun gördüler.
Kentin imajını oluşturan yeni binalar ve mekanlar uluslararası saygınlığa sahip mimarların planlarına göre yapıldı. Yüksek binaların yapıldığı Potsdamer Platz’ın yeni görüntüsü Mitte’nin de günümüzdeki görüntüsünü şekillendiriyor. Mitte'nin yanında bulunan Leipziger Platz da tarihteki kimliğine uygun bir şekilde yeniden yapılandı. Brandenburger Tor’un bulunduğu Pariser Platz modern mimari ve tarihi çizgilerin birleştiği bir plana göre yeniden düzenlendi. Ayrıca 21. yüzyıl mimarisi ile yeniden düzenlenen Friedrichstrasse; Spreebogen’daki hükümet bölgesi ve Kurfürstendamm’daki Kanzler-Eck’i bir anlamda tekrar tanımlıyor. Berliner Dom karşısındaki Dom-Aquarée, yeni merkez tren istasyonu Hauptbahnhof/Lehrter Bahnhof, Alexanderplatz ve Olimpiyat Stadı başkentin yeni simgeleri olarak karşımıza çıkıyor. |
|
|